Atıf's profile. : : Gecelerin Sessizli...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    4/17/2006

    Sevda Sokağı

    Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum;
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum;
    gecenin efkarı iniyor perde perde;
    sevdanın hayali vuruyor arada bir içime.
     
    Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum;
    hani su perdelerinde mavi kuş resimleri olan;
    Ali bakkalın hemen yanında, 17 numara;
    o kırgın hayatın tam ortasında;
    hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta;
    biri gurbetin ,biri ihanetin,
    biride seni böyle sevmenin hikayesi.
    Sevdanın camı bana bakıyor ben cama;
    ve bak sen su seren cama;
    pencere önünde menekşeler, hatmiler;
    bide gece sefası ,bide haytalığı adamın;
    abi bide Sevdanın hayali vuruyor arada içime;
    iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor;
    arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan;
    anlarsın ya güzel abim;
    iç cebimde bir umut doğuyor;
    bide nerden bulduysam resmi Sevdanın;
    resimde sevda inadına gülüyor;
    sevdam gayri resmi bilmekteyim;
    gel ki benim abim;
    birazda üstümüzde macera güzel duruyor;
    yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda;
    hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını;
    hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi;
    dökuyor tanelerini takır takır yüzümüze.
    Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum;
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum;
    ağzımda fiyakalı bir ıslık;
    zulamda ağır yarası sevdanın;
    Ali bakkalın çırağı Metin anlıyor halinden insanın;
    Metin nedir senin niyetin;
    kap bakalım abine bir taze ekmek biraz zeytin;
    bu akşam yine odamda efkar var;
    anlarsın ya Metin adamın halinden adam anlar..
     
    İbrahim Sadri
    3/28/2006

    Diyalog 2

    -Ben de gelim mi?
    -Nereye?
    -Nasıl nereye?
    -Nereye geleceksin?
    -Nerden bileyim?
    -E sen dedin az önce!
    -Ne dedim?
    -Ben de gelim mi dedin!
    -Nereye gelicem?
    -E ben de onu soruyorum işte!
    -Neyi?
    -Az önce sordun ya!
    -Dur şimdi, karar ver. Ben mi soruyorum, sen mi?
    -Yahu sen sordun?
    -Ne sordum?
    -Ben de gelim mi dedin!
    -Nereye?
    -İşte ben de onu soruyorum sana!
    -Yahu hem diyorsun sen sordun, sonra ben sordum diyorsun!
    -Abi önce sen sordun!
    -Ne sordum?
    -Ben de gelim mi diye sordun!
    -Yahu tamam da nereye geleceğimi söylemedin ki!
    -E işte ben de sana onu soruyorum nereye geleceksin?
    -E ben de sana soruyorum nereye gelicem diye?
    -Yahu git Allah aşkına işine abi ya... Sabah sabah süpriz misin nesin ya?
     
    3/21/2006

    80'li Yıllarda Çocuk Olmak (Alıntı)

    1980li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini yaşamış, ilkokula gitmiş,
    Kenan Evren´i, Erdal İnönü´yü, Özal'ı tanımış olmak,
    Ajda Pekkan´ın Alo, Michael Jackson´ın Pepsi reklamlarını hatırlayacak
    kadar
    şanslı
    olmak demek.

    Big in Japan, The Final Countdown, Eye of The Tiger demek.
    İcraatın içinden demek, "Semra koy bir kaset de neşemizi bulalım"
    demek.
    Köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su, elektrik olarak
    size
    geri dönmesi demek

    Voltran Voltran Voltran demek , depozito toplamak adına kola şişesi
    biriktirmek demek , Adile Naşit`ten masal dinlemek demek.

    Debbie Gibson, tiffany, Jason Danovan, Sandra, Modern Talking. vb.
    dinliyor
    olmak...
    Comanchero´nun ve life is life'ın sözlerini ezberlemeye çalışmak
    demek...
    Michael Jackson, Madonna, Samantha Fox demek

    Korhan Abay, Cenk Koray, Metin Milli, Ersen ve Dadaşlar demek.
    Clementine, He-man, She ra, Transformers demek.

    Okula siyah önlükle gitmek demek. Kayahan, Nilüfer, Sezen Aksu, Barış
    Manço
    ile büyümek demek.

    İhtilal çocuğu demek, Köle İzaura demek, Ziyaretçiler demek!!!!
    Acidçi misin metalci mi demek...

    Moruk demek,
    Herild yani demek,
    Hey corc versene borc demek,
    olmaz maykil bende de yok cevabını işitmek demek,
    geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demek...

    Yüzyıl içindeki en iyi, en kıyak kuşak. Hem eski hem yeni olmak demek.
    Biraz gözü açık bir 80'li, yüz yıllık nesil kültürünü bir porsiyonda
    almış
    demektir.

    edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu şörli makleeyynn yeeeeeee diye bağırıp
    en az bir technotronic kasetine sahip olmak demek.

    Mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple çekmek, cumhurbaşkanı
    denince Kenan Evren'i hatırlamak demek

    Koltuk altında topla okul bahçesine yalnız giderken "nasılsa oynıycak
    birileri vardır" diyebilmek demek

    Eti kemik geçiyor demek;

    Evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocukluğunu
    yaşayabilmiş,son dönemin bir üyesi olmak,

    Ne sorusuna zonk cevabı vermekten zevk duymak, büyüteç ile kağıt yakmak
    ve
    siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığını keşfetmek, 9
    voltluk
    pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak,

    Televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen
    susturmak,
    23 nisan çocuk şenliğinde gelen yabancı çocuklara 5 dakikada aşık olmak
    demek

    Son dersin son 5 dakikasında parkeleri giyip zilin çalmasını beklemek,
    hurraa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek, sinek
    ilacı
    arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi dolaşmak demek.

    Kutu kolayı açtıktan sonra kapağını çekip çıkarıp atmak demek

    Tipe bak demek,

    Fon müziği Laura Brannigan'dan Self Control olan günler.
    Bakkala gitmenin, sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli
    sayıldığı,
    Havuç´un olmadığı yıllar demek... her şeye rağmen temiz ve el değmemiş
    bir
    hayat demek...
    Sonrasında biz büyüdük ve kirlendi dünya demek.

    Pazar akşamları mecburen yıkanmak ve erken yatmak demek

    Sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki
    düğmelere
    basmak zorunda olmak demek

    Şehirlerarası yolculuklara çıkarken otobüsün 302s olması için dua
    etmek.
    Bilet alırken arka kapının önü ve tekerlek üstü olmasın demek.

    Resimli futbolcu kartları demek, süper babaanne demek, fantayla kolayı
    karıştırmak demek, mahalle kavramı demek.

    Çavuşevsku ve karısının kurşuna dizilişini TV'den seyretmek demek, o
    görüntülerin yıllar sonra bile kafadan hala çıkmamış olması demek.

    Anket ve hatıra defterlerinin olması bunlara seviyorum ama kimi diye
    başlayan maniler yazmak,önünde tek arkasında 2 çizgi olan külotlu
    çorapların
    havada sallanarak giydirilmesi, içinde biri sabunlu iki ıslak bez olan
    mustili beslenme çantası, dantel yaka, yenen kokulu silgi, leblebi tozu
    çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri, hulohop, ayak bileğine takılarak
    çevrilen top, sek sek oynamak, bayramda mahalleye dağılıp şeker
    toplamak,
    müsaitseniz annemler size gelecek demek.

    TRT´nin yayın akışının bitmesiyle çalan İstiklal Marşı için ayağa
    kalkıp,
    marşı hazır olda bangır bangır söylemek ve marşın bitiminden sonra
    çıkan tiz
    "biiiiiiiiiiiiip"sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek.

    Zerrin Özer demek. Nasıl da geçmişti bütün bir yaz demek.
    Bu şarkıya kafanda klip çekmek demek.

    Annelerin Çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek..
    Challenger'ın olduğu günkü haberleri hatırlamak demek..
    PKK saldırılarında her gün mutlaka birilerinin öldüğünü duymak ama
    anlamamak
    demek.
    Veronica Castro'yu güzel zannetmek demek.
    Kenan Evreni Atatürk zannetmek demek.

    Yazlık diskolarda içeri alınmamak demek, bunun için ağlamak ve içeride
    - her nedense- You are in the army now- şarkısında sarmaş dolaş dans
    eden
    abi ve ablalara bakıp özenmek demek

    Gorbaçov´un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek, anneye
    "Zeki
    Müren´e teyze mi diyim amca mı diyim" diye sormak,

    Kenan evren´in cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılırken Çankaya köşkü
    basamaklarından yavaş yavaş inip sekreteriyle vedalaşmasını hatırlamak.

    "Hayat Bilgisi" kitabında Kenan Evren´in resmi olması, her yere modern
    cami
    inşa etme furyasına anlam verememek, batman ve Şirnak´ın henüz il
    olmadığı
    günleri hatırlamak, Özal'ın çenesinin enteresan yapısına anlam
    veremeyip,
    "acaba benim çenem de ilerde böyle olur mu" kaygısıyla aynaya bakmak
    demek...

    breyk breyk arkadaş arıyorum demek
    Eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek
    ho ho ho hoover demek
    Zeki Müren'in size alo diyoruuuum demesi demek

    İlkokulda Halley, Petrol ve Komancero şarkılarını uydurma sözlerle
    söyleyerek dans eden Tolga Han özentisi sefil dans grupları kurmak okul
    sonrasında ise her gün koşturarak eve gidip; bu toprağın sesi
    programında
    kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman köylüsünün sorunları ve
    yüksek randımanlı durum bugdayı türleri ile ilgili verilen faydalı
    bilgilerin ardından Kamber ağa ile uyanık skeçlerini büyük bir ilgi ile
    izlemek demek küçük yaşta bilinçli bir çiftçi kadar ziraat bilgisine
    sahip
    olmak demek sinemalarda the Lord of the rings, Harry Potter vs. izlemek
    yerine Jules Verne romanları okumakla geçirilen bir çocukluk demek

    Aldım çantamı kolumaaa,
    çıktım Dallas yoluna,
    ben Babi´yi beklerken
    Ceyar girdi koluma
    şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek.

    Kimler geliyo kimler?
    sana ne, sana ne?
    Ama bunu söylemenize gerek yok ki,
    ben yapınca alışverişi, zaten alıyorum satış fişi replikleri barındıran
    Ali-Ayşegül Atik reklamı ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir de
    çikolata alacağım.
    Erooooolll, Eroooolll (mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim
    size
    buraya !
    fişini de al oğlum´daki Meşhur Erol,
    hadi hep birlikte, hep birlikte,
    biz biz olalım
    yemeklerden önceeee,
    lavaboya koşalım,
    hafta da bir kere tırnakları keselim,
    fırçalayıp onları tertemiz olalım diye şarkılar ezberleyen bir nesil
    olmak

    İcraatın içinden izleyip Özal´ın kalemine bakıp hipnotize olmaya
    çalışmak

    Videocudan American Ninja, Kartal, Kan Sporu ve Evil Dead gibi filmleri
    kiralamak demek

    Analogtan dijitale geçiş devrini yaşamış birey olduğunu anlamak ve
    ikisinden
    de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek

    Çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da
    çivisinin çıkışını görerek büyümek demek

    Hava durumlarının eksi değil de "sıfırın altında bilmem kaç"
    denildiğini
    bilmek demek

    Apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de tencere kapağı
    bağlayan
    bir abinin sizi TV önüne oturtması ve çatıdan oldu mu diye bağırıp
    anteni
    ayarlamaya çalışması . Yunanistan kanallarını görüntülemek adına ..
    oldu
    oldu diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması
    demek.
    Siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa ..
    Üstelik Yunanca tek kelime anlamasanız da gündüz vakti çizgi film
    izlemek
    için az debelenmemiş olmak demek...
    Muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel 10 yıl demek...

    TRT 1´de oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana
    getirilen donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek
    demek,

    Türkiye'de yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle hissetmek
    demek.......
    2/3/2006

    Yüzük! (Alıntıdır)

    İki sevgili varmış. Hani insanın içini kıpır kıpır ettiren umut dolu bir sevgiymiş onlarınki. Evlenmeyi düşünüyorlarmış. 

     
    Derken bir gün delikanlının yurt dışına gitme mecburiyeti doğmuş.
    Kız gözyaşları içinde kalmış.
    Onsuz nasıl yaşayacağını bilemiyormuş.
    O zaman delikanlı cebinden bir yüzük çıkartmış ve demiş ki 'Ben iki yıl sonra döneceğim. Eger döndüğüm güne kadar parmağından bu yüzügü hiç çıkartmazsan beni gerçekten sevdiğini 
    anlayacağım ve hemen evleneceğiz.' 
    Genç kız çaresiz kabul etmis.
    Çocuk gitmis...
     
     
    Kız yüzüğü hiç ama hiç çıkartmamış.
    Taa ki...
    Taa ki sevgilisini karşılamaya gittiği güne kadar.
    O gün rıhtımda durmuş kendisine nişanlışını getiren geminin kıyıya 
    yanaşmasını izliyormuş heyecanla.
     
     
    Birden güvertede delıkanlıyı görmüş.
    Yüregi ağzına gelmiş.
    Sevinç içinde kendisini göstermeye çalışmış.
    Elini cebinden çıkartıp sallayayım derken "şıp" diye bir sesle irkilmiş.
    Yüzük parmagindan düsmüs, denizin derinliklerinde bi balığın midesine oturmuş
     
    Ne yaptıysa, ne söylediyse delikanlıyı ikna edememiş.
    Çocuk kızı terk etmiş.
     
    Zaman geçmiş.
     
    Kız bir gün hep nişanlısıyla birlikte gittikleri balıkçıya uğramış.
    Birde bakmış ki delikanlı orada!
    Hemen yanına yaklaşıp olanları anlatmaya çalışmış.
    Delikanlı ilk başlarda biraz soğuk davrandıysa da sonunda yelkenleri suya indirmiş.
    Uzun ayrılığın getirdiği özlemle birbirlerine sarılmışlar.
    Mutluluk yüzlerinde okunuyormuş adeta.
     
     
    Bu olayın şerefine hemen yemek sipariş etmişler.
    Bir kaç dakika sonra bir tabakta balıkları gelmiş.
     
     
    İstahla çatal bıçağa davranmışlar. 
    Balığı kestiklerinde içinden ne çıkmış dersiniz?
     
     
     
    Yüzük dediniz değil mi?

     

     


    Bilemediniz.
     
     
     
     
     
     
    KILÇIK!
     
     

    Siz çok fazla Türk filmi seyretmissiniz...
    12/7/2005

    Enter For Start...

    Seviyorum seni...
    Klavyemin ENTER tuşu gibi...
    ENTER’a bastığım kadar öpsem, koklasam sarılsam sana...
    Baksam doyasıya...
    Sabahtan akşama kadar baksam sana...
    1024*768 ekran çözünürlüğü bile yaklaşamaz yanına...
    Photoshop'un ZOOM IN özelliğiyle incelesem teninin her yerini...
    Çevirmeli bağlantım sen oldun...
    Her an seni arıyorum ve bağlanıyorum 2048 KBP ile...
    Google yazıyorum aynı, Altavista desen aynı, Arabul desen aynı...
    Her yerde sen varsın...
    Ne yazarsam yazayım o uzun ve boş kutucuğa, sen çıkıyorsun yüzlerce sayfada...
    Windows'a rakip oldun bende...
    Tek aşkım Windows'um demiyorum artık...
    Kuması oldun Windows'un...
    ASP, PHP ne de C++...
    Hiç birinde yok formülün...
    Flaş animasyonlardan bile daha güzelsin...
    Winamp'ım da çalan Müslüm Baba'dan bile çok dinliyorum ses kayıtlarını...
    Croplamak istiyorum bazı yerlerini...
    Dinlemek istiyorum ve tekrar tekrar...
    Aktivasyon kodumsun benim...
    Giriş yapamıyorum hayata sen yokken...
    Günler bile boş beyaz bir sayfa oluyor...
    Sen olmasan reset bile etki etmez...
    Format atsalar bile yüklenemem bir daha...
    Bazen Need For Speed'ten bile vazgeçiyorum...
    En can alıcı virajımda hem de...
    O virajı dönsem yarışı kazanacağım hani...
    O derece ya...
    Soliteire hiç aklıma bile gelmiyor...
    Sen varsın bir tek...
    Şu an Belgelerimdesin...
    Aşkım. JPG...
    Bi’tanem.JPG...
    İnek sagarken. JPG...
    ve
    seni seviyorum. JPG’sin...
    Hayatımın modemi...
    Seni 1024 MB RAM’dan çok seviyorum...

    Setup finished successfully...
    Restart your computer now...

    Cüneyt Özer

    Ateş ve Su

    Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına.
    Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
    yüreğindeki duruluğa.
    Demişki suya:
    gel sevdalım ol,
    Hayatıma anlam veren mucizem ol...

    Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa,
    al demiş;
    Yüreğim sana armağan...
    Sarılmış ateşle su birbirlerine
    sıkıca,kopmamacasına...

    Zamanla su,buhar olmaya,
    ateş,kül olmaya başlamış.
    Ya kendisi yok olacakmış,ya aşkı...
    Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
    yüreğindeki kederi de
    alıp gitmiş uzaklara su...

    Ateş kızmış,ateş yakmış ormanları...
    Aramış suyu diyarlar boyu,
    günler boyu,geceler boyu
    Bir gün gelmiş,suya varmış yolu
    Bakmış o duru gözlerine suyun,
    biraz kırgın,biraz hırçın.

    Ve o an anlamış;
    Aşkın bazen gitmek olduğunu.
    Ama gitmenin yitirmek olmadığını...
    Ateş durmuş,susmuş,sönmüş aşkıyla.

    İşte o zamandan beridir ki:
    Ateş sudan,
    su ateşten kaçar olmuş...

    Ateşin yüreğini sadece su,
    Suyun yüreğini
    Sadece ateş alır olmuş...


    Dilek Esen
    12/6/2005

    Unutmamak!

    Zaman zaman bazı şeyleri unuturuz. Randevularımızı, doğum günlerini, evlilik yıl dönümlerini, sabah uyanmayı, v.s. Lakin bazı şeyler de vardır ki unutmak istesek bile unutamayız. Daha doğrusu vücudumuz alışmıştır artık bunlara ve gayri ihtiyari yaparız. Mesela bir telefon görüşmesinden sonra ahizeyi kapatmak gibi. Ahizeyi kapatmayı unutan var mı aranızda?


    Geçtiğimiz günlerde Türk Telekom'un meşhur ve de çok da işimize yarayan 163 borç sorma servisini aradım.

    Her zamanki gibi, alan kodunuzu ve telefon numaranızı girmenizi isteyen otomatik cevaplayıcı robot (aslında robop deniliyor) çıktı karşıma.

    Alan kodunu girdim, telefon numarasını girdim. Her şey gayet normaldi. Telefonumun borcunu öğrendikten sonra telefonu kapatacaktım ki, robop'un şöyle bir anons yaptığını duydum. Hatta 'yok canım olur mu böyle şey' diye aklıma takıldı ve tekrar arayarak aynı anonsun çıkmasını bekledim. Evet, yanlış duymamışım, her şey doğruydu. Robop'un anonsu aynen şu şekilde idi. 'Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayınız.'

    Güleyim mi? Yoksa ağlayayım mı?

    Gülsem, bu komik mesaja gülerim. Ağlasam, Türk Telekom gibi Türkiye'nin telekomünikasyon sektöründeki en ciddi(!) kuruluşun böyle bir saçmalığı nasıl kullandığına.

    Varın siz gülün ya da ağlayın. Lakin bu kurum, bu ciddiyetsizliğini böyle devam ettirirse, daha neler duyacağız kim bilir.

    - Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayınız.
    - Hangi elimizle?

    - Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayınız.
    - Tamam canım teşekkür ederim!

    - Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayınız.
    - Zaten işim var ben de kapatacaktım.

    - Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayınız.
    - Canım sıkılıyor abla be, biraz daha konuşsak?

    - Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayınız.
    - İşine bak, işine bak. Bana ne yapacağımı öğretme!

    - Lütfen telefonunuzu kapatmayı unutmayınız.
    - Kapatmasam daha mı çok yazar?


    02.03.05  tarihinde www.zekirdek.com'da yayınlanan yazımdır...
    Atıf Yıldırım

    Kalmam Artık Buralarda

    Yıllarımı verip okudum, çalıştım, didindim. Ailem beni okutmak için yemedi yedirdi. Giymedi giydirdi. Bu devlete güvenerek, açtığı üniversiteyi hakkımla kazandım ve kendi emeğimle bitirdim.

    Yaklaşık bir senedir, masraf edip yetiştirdiği elemanına bir iş imkanı sağlayamadı. Ben de kendi imkanlarımla iş aradım ancak branşımda bir iş bulamadım…

    Yıllar süren emeklerimi bir tarafa itiyorum. Yıllardır tiksindiğim, kin kustuğum Tele vole kültürü dediğimiz kültüre artık karşı koyamıyorum. Ben sonu olmayan bir yola adım atıyorum artık. O şaşalı, süslü hayat ne yazık ki beni de kendi içine çekti. Ben de tele vole ekranlarında mankenlerle basılmak istiyorum. Ben de istiyorum artık. Benim de 4x4 jeep’in arka koltuğunda yüzünü saklayan metreslerim olsun. Ekranlardan Maraba tele vole diyerek madara olmak istiyorum.

    Dubai Adaları’nda bile Acun Firarda’ya basılmak istiyorum. Varsın kişiliğim beş para etmesin, yüzüme BEY diyenler arkamdan küfretsinler ne yazar. Kedinin uzanamadığı ciğerle alıp-veremediği bir meseleymiş bütün mevzuu der geçerim.. Kedi ile ciğer arasında kalmak istemiyorum. Ben de ünlü olmak, kısa yoldan köşeyi dönmek istiyorum. Oluyorum da.

    Bu belki de burada yazdığım son yazı. Bundan sonra bu köşeye ayıracak vaktim olmayacak. Olsa da yazmam artık. Neden mi? E artık ben eski Sinan olmayacağım. Ünlü olacağım artık. Sinan Bey diyecekler bana…

    Belki daha uyduruk bir gazetede sizin sesinizi halka ulaştırırım ilerleyen yıllarda ama şu sıralar sizinle de ilgilenemem. Size zaman ayıramayacak kadar meşgul ve ünlü olacağım çünkü. İmza günlerime gelirseniz “Zekirdek üyesiyim ben” deyiniz. Çevremde dolaşacak olan 50-60 kadar güvenlik görevlisine talimat verdirir sizleri ön sıralara aldırta bilirim.

    Zekirdek yönetiminden istediğim, bu köşeyi bir zamanlar benim kadar temiz, dürüst, akyağız bir delikanlıya devretmesi olacaktır. Başka bir şey istemiyorum, olamazda zaten. Çünkü ben ünlü oluyorum. Lakin sizin başınız sıkışırda halledemediğiniz bir konu olursa asistanlarımdan birine not bırakınız vaktim olursa bir ara ilgilenebilirim.

    Soyadımı da değiştireceğim. Artık eski saf Sinan’dan eser kalsın istemiyorum. Sinan HOŞSES olarak tanıyacaksınız beni. Menajerim yasaklamıştı ama buradan açıklamakta bir sakınca görmüyorum…

    İmajımı da değiştirdim. Ameliyatla Beynimi aldırdım ben. 6 ay hastane köşelerinde acılar içinde kıvrandım. Hiç biriniz yanımda değildiniz. Ben de şimdi sizi tanımayacağım. Yeni imajım için çok emek verdim ben çok acı çektim ama bunlar çektiğim son açılardı. Geçmişteki değerlerimle birlikte acımalarımı da gömdüm artık geçmişe.

    Müthiş bir de çıkış parçası buldum. Sezen Aksu çok sevdi sesimi, hasta oldu. Duyar duymaz nutku tutuldu garibin. Kendisi belli etmedi ama hissederim ben. Kala kaldı öyle. Fazla dayanamadım o haline. Uzaklaştım hemen oradan. Severim Aksu’yu, kırılsın istemem.

    Sonra karar verdim. Ben sahnelere yeni çıkan biriyim. Hastanenin borcu zaten gırtlakta. O yüzden kendimi toparlamak için önce düğünlerde ve sünnetlerde sahne alacağım. Sonra kendi plak şirketimi kuracağım. Niye ben kazanayım el yesin ama değil mi? Bunca emek verdim ben. Hastanenin borcu zaten gırtlakta. Meşhur olacağım ben. Acılar da çekeceğim belki ama zaten prim yapan da bu değil mi? (BKZ= Küçük Emrah)

    Çıkış parçamın sözlerini de ben yazdım. Esindirik Mustafa gibi oradan buradan araklamadım. Saz ekibine verecek param olmadığı için müziğini de kendim yaptım. Benim acayip bir taklit yeteneğim vardı ama siz yıllardır bunu bile fark etmediniz. Beynimi aldırırken gittiğim Pratisyen Hekim! ses tellerimi çok beğendi nerden baksan bi’ 8-10 santim gelir dedi.

    Miksajı da ben yaptım. Her şey kendi emeğim olsun istedim. Zaten mixlere verecek parada yoktu, hastanenin borçu gırtlakta.

    Albümünün her şeyi bana ait olacak. Öyle ki albüm kapağını bile kendim yaptım. Grafikere verecek para bulamadım. Hastanenin borç gırtlakta zaten.

    Ama göreceksiniz bu alemin kralı ben olacağım. Yepyeni bir tarzla çıkacağım.
    Tekno-Arabesk.
    Manyak bir çalışma oldu.

    Artık tele volelerde beni gördüğünüz zaman işte o bizim Kesik Parmak’tı dersiniz ya da demezsiniz, sizin bileceğiniz bir şey, icabında beni pek bağlamıyor. Ben laylalarda geceleri de Leylalarda olacağım.

    Hastanenin borcu bitene kadar yurt dışında tatile çıkamam ama bilmiyorum, kredi kartına 15-20 ay taksitli bir tur şirketi ile anlaşırsam Dubai’den size ücret alıcılı kart filan atarım.

    Aşağıda Zekirdek çektirdiğim albüm kapağını veriyorum. Onun altında da çıkış parçamın demosu var. Mustafa esinlenir diye hepsini yayınlayamıyorum. Hastanenin borcu bittikten sonra noterden gidip onaylatacağım.

    Kendinizle gurur duyabilirsiniz. Sinan Hoşses’in doğuşuna tanıklık ettiniz. Aranızdan bazı seçilmiş kişiler elimi tutabilme şerefine nail oldu. Hatta İçinizden birini de bu sıradan hayattan kurtarmaya karar verdim. Hakdiler'i de Menajerim olarak işe aldım. İsmimi açıklamamı istemiyordu ama ben dayanamadım. Ben dayanamayıp ismimi açıklayınca o da dayanamadı bari fotoğrafını da yayınlayalım dedi. O fotoğrafını da yayınlayalım deyince ikimiz dayanamadık çıkış parçamızın demosunu da yayınlayalım yayınlamışken dedik. İkimiz dedik yani. Ama sadece demoyu ikimiz yayınlayalım dedik. İsmi ben yayınlayalım dedim. Hakdiler önce olmaz dedi sonra dayanamadı kendisi, fotoğrafını da yayınlayalım dedi. Bunun üzerine biz, dayanamayıp demoyu yayınladık. Öyle oldu yani. Anlatabildim mi?

    Ben Davul muyum.mp3

    Sinan AYHAN

    12/3/2005

    Abarey ! (Onur Abi Fan Clup'tan Alıntıdır.)

      Abarey !
    Google Earth nedir? Ne işe yarar yahu diyenler içinde bir açıklama yapayım duymayan kalmamıştır ama nesse.. Uydudan Dünyaya Zoom atıyorsunuz.. Ev ev, sokakta yürüyen insanlara kadar yaklaşabiliyorsunuz.. "Devlet Düşmanı" filmindeki gibi.. Resimle anlatayım olayı..

     

     

    İnan Bu Son!

    Biliyorum artık hiç bir şey eskisi gibi olamayacak. Hissediyorum, bir daha asla eskisi kadar önemli olmayacak hiç bir şey. Tek tadımdın hayattan aldığım, tadım kalmadı... Düşerken dipsiz uçuruma, tutunduğum dalımdın, kayıp gittin avuçlarımdan, kırıldın. Yaşama bağımdın düğüm düğüm, koparıldın, acımadı ki diller, daha sıcağını yaşarsın derken kör yürekliler...

    Umuda dönüktü yüreğim, gri gökyüzüne gördüğüm bembeyaz buluttun. Çamur deryası içerisinde soluklanabildiğim tek yeşilimdin. Bir ölüm sessizliği yaşarken ben, güvercinin kanadındaki ses oldun kulaklarımda... Yaşadığım tükenişin, acının, mutsuzluğun son durağıydın. Bir sen vardın yürekten hissedebildiğim, bir sen delice içime işleyen... Seninleyken doluyordu ciğerlerim havayla ancak. Sen varken atabiliyordu yüreğim. Kanım damarlarımda tenini hissetiğim anlarda hareketleniyordu sadece.

    Önce aşkı yitirdin sen. Hiç aramaya da gerek duymadın bile. İçini boşalttığın için, yittiğinin farkına bile varmadın. Sonrada "bizi" kaybettin... Müsvedde defterinde unuttun aşkı, temize geçemedin... Bir ormanın içinde buldun kendini. O ormandaki her ağaçtan farklı meyvelerle beslerim sandın ruhunu. Oysa çevrende bir sürü acı ve yalnızlık meyvesi veren ağaç olduğunu ve onları üreten ağaçları büyüttüğünü göremedin...

    Paylaşmak, konuşmak, anlatmak, dinlemek yerine aşkı sadece “tene dokunmaktır” olarak tanımladın... Ya aşk bu değil ya da ben farklı yaşıyor, görüyor, biliyor, hissediyorum. Aşk, yağmurun toprağı ıslatmasındaki hüzün, çiçeğe hayat vermesindeki sevinç, yarim ayin güneşle buluşması, denizin kayalıkları dövmesi değil belki de. Belki de aşk, gönül gözüyle bakıp, yürekten hissetmek değil...

    Çaresizdir sarsılır yüreğim, sanki bir gemidir
    Bu sessizlik, hüzün dolu aşkımın matemidir
    Matem tutan gemimde, inan bu son seferimdir...

    27.11.05
    Dilek ESEN
    11/15/2005

    HAZIR CEVAPLAR (Bende Çaldım) :)

     

    HAZIR CEVAPLAR (PINAR YEŞİLTAY'IN SAYFASINDAN ALINTIDIR)

    HAZIR CEVAPLAR

    Amerikalı iş adamı, Çinliyle alay ederek sormuş:
    - Mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ölüleriniz ne zaman yiyecek?
    Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
    - Sizin ölüleriniz koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman...


    Kadıköy camiinde vaaz vermekte olan O. Demirci hocaya :
    - Hocam diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?
    Demirci hoca:
    - Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var amma, bütün gün kamçı yiyip duruyorlar...


    Mehmet Akif elini yıkadıktan sonra kendisine uzatılan kirli peşkiri görünce ister istemez:
    - Hayır diye bağırmış. Elimi henüz daha yeni yıkadım...


    Kırkıncı Hoca'ya, "Kabe'yi ilk defa görenin yapacağı dua, mutlaka kabul olacağı için nasıl dua edelim? " diye sorduklarında:
    - Ya Rabbi, burada edeceğim bütün duaları kabul eyle, diye cevabını vermiş.


    Öğrenci:
    - Hocam, demiş. "İnsan maymunun gelişmiş şeklidir" diyorlar, ne dersiniz?
    Seyyid Ahmed Arvasi:
    - O mantığa göre, çınar ağacı da maydonozun gelişmiş şeklidir, demiş.


    İnsan Ağlayamaz

     
    Yanımdan bir bulut akıyordu
    Şimdi oturup anlatamam
    Seni gördüm beyazla mavi arasında
    Kocaman diyeceğim
    Tez biten şeyler vardır dünyamızda
    Ama unutulmaz bir bulut
    Geçer yanımdan arasıra
    Beyazla mavi arasında bir şey görünür
    Sonra erkekçe ve aptalca düşünür
    İnsan ağlayamaz
     
    Atıf YILDIRIM
    11/12/2005

    Dudak Payı

     

    Çay bardağında
    Bırakılan dudak payı
    Kadar bile
    Uzak kalamam
    Gözlerine

    Yakın olsun isterim
    Ellerime ellerin
    Yanındaki beton binaya
    Yaslanması gibi
    Köhne bir evin

    Seni bir çivi
    Gibi çaktım
    Çünkü beynime
    Ve toplayıp
    Bütün kerpetenleri
    Attım denize
     
    Sunay Akın

    10/28/2005

    Kum

     

    KUM
    Sen kum nedir bilmezsin
    Deniz görmedin ki.
    Yum gözlerini zamanı düşün,
    Deniz bir gözünde
    Kum bir gözündedir.

    *
    Sen taş nedir bilmezsin
    Dağa çıkmadın ki.
    Yürü ufuklara doğru,
    Dağ bir ayağında
    Taş bir ayağındadır.

    *
    Sen kül nedir bilmezsin
    Ateş yakmadın ki,
    Uzat ellerini gökyüzüne,
    Ateş bir elinde
    Kül bir elindedir.

    *
    Sen kan nedir bilmezsin
    Ölmedin, öldürmedin ki.
    Yat toprağa boylu boyunca,
    Ölüm bir yanında
    Kan bir yanındadır.

    *
    Sen aşk nedir bilmezsin
    Beni sevmedin ki,
    Ağla, ağlayabildiğin kadar.
    Bütün güzellikler sende
    Aşk bendedir.

    10/18/2005

    Diyalog

    - Abi markete kadar gidicem bişi istiyon mu?
    - Napcan markette?
    - Sigaram bitmiş bide gazete alıcam.
    - Niye?
    - Nasıl niye? Sigaram bitmiş dedim ya sigara almaya gidiyorum.
    - Ha anladım.
    - Sen bişi istiyon mu?
    - Nasıl?
    - Ne nasıl? Bişi istiyonmu diyom.
    - Hı. Niye ki?
    - Haydaa. Abi noluyo ya, dışarıdan istediğin bişi var mı diyom. Analmıyon mu abi?
    - Haa. Anladım... Tamam tamam.
    - .....
    - Eee?
    - Ne eee?
    - Bişi istiyonmu istemiyon mu?
    - Ha evet. Şey, varsa sıcak bi çay getirirsen sevinirim.
    - Hö? Dışardan mı?
    - Ne dışardan mı?
    - Sıcak çay getir dedin ya. Dışardan mı getircem?
    - Niye? Burda yok mu?
    - Abi hayretsin ya. Ben dışardan bişi istiyonmu diyom sen sıcak çay getir diyon?
    - Dışarıda sıcak çay mı var?
    - Hay Allah'ım ya.
    - Noldu?
    - Yok bişi?
    - Nasıl yok? Kalmamış mı?
    - Ne kalmamş mı?
    - Sıcak çay.
    - Abi çay demlemedik ki.
    - E dışardan getirim dedin.
    - Dışarda sıcak çay ne arar abi. Kahve mi var sanki burada?
    - E sen demedin mi?
    - Neyi demedim mi?
    - Dışarıdan sıcak çay getirim mi diye?
    - Abi gitmiyom dışarı. Vazgeçtim sigarada almıyorum.
    - Noldu ki?
    - Yok bişi.
    - Kalmamış mı?
     
    Bitmez...... :) Tamamen müstehcen bir tarafımdan uydurdum. Serbestce dağıtabilirsiniz. :)
    10/5/2005

    Özetlenecek Olursam

    Sıcakkanlı ve aşırı dost canlısıdır. Kötüde olsa her bir şeyin altında iyilik arar. Dedikodu yapmayı sever, ama yapana da kızar. Nerede, ne yapacağı hiç belli olmaz. Ansızın karşınıza çıkıverir ve apışıp kalırsınız. Sürpriz ve jest yapmayı sever. Hiç bir şeyi kafasına takmaz, dünya yansa umurunda olmaz, hatta kendine fındık aromalı bir nescafe yapar ve oturup seyreder. Söyleyeceklerini düşünerek ve tartarak söyler, konuşur. Lakin bir o kadar da patavatsızdır, ne söylediğinin farkına varana kadar ortalık çoktan birbirine girmiştir. Hayatı ciddiye almayan, lakin sorumluluklarını da bilen birisidir. Devlet kasası gibi doludur, sakladığı sırları kendisi bile bilmez, belli de etmez. Karda yürüyüp izini belli etmeyen familyasındandır. Karşısındaki insanın aklından geçenleri okuması gibisinden bir özelliği vardır. Eğlenmeyi ve eğlenceyi sever. Sitedeki metalardan da anlayacağınız üzere tam bir kedi hastasıdır. Hele ki, yavru bir kediyi sevip ve onla oynamaktan ve de onların oyunlarını seyretmekten aldığı zevki hiç bir şeyde bulamaz. Devamı...
    10/2/2005

    Ziyaretçi Defteri'ne Yazın

    Lütfen görüşlerinizi benimle paylaşın. :)