Atıf's profile. : : Gecelerin Sessizli...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
. : : Gecelerin Sessizliği : : .Bırak kendini hayatın akışına, dünya yansa sende yak bir sigara. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
4/17/2006 Sevda SokağıBen sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum;
geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum; gecenin efkarı iniyor perde perde; sevdanın hayali vuruyor arada bir içime. Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum;
hani su perdelerinde mavi kuş resimleri olan; Ali bakkalın hemen yanında, 17 numara; o kırgın hayatın tam ortasında; hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta; biri gurbetin ,biri ihanetin, biride seni böyle sevmenin hikayesi. Sevdanın camı bana bakıyor ben cama;
ve bak sen su seren cama; pencere önünde menekşeler, hatmiler; bide gece sefası ,bide haytalığı adamın; abi bide Sevdanın hayali vuruyor arada içime; iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor; arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan; anlarsın ya güzel abim; iç cebimde bir umut doğuyor; bide nerden bulduysam resmi Sevdanın; resimde sevda inadına gülüyor; sevdam gayri resmi bilmekteyim; gel ki benim abim; birazda üstümüzde macera güzel duruyor; yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda; hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını; hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi; dökuyor tanelerini takır takır yüzümüze. Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum; geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum; ağzımda fiyakalı bir ıslık; zulamda ağır yarası sevdanın; Ali bakkalın çırağı Metin anlıyor halinden insanın; Metin nedir senin niyetin; kap bakalım abine bir taze ekmek biraz zeytin; bu akşam yine odamda efkar var; anlarsın ya Metin adamın halinden adam anlar.. İbrahim Sadri 3/28/2006 Diyalog 2-Ben de gelim mi?
-Nereye?
-Nasıl nereye?
-Nereye geleceksin?
-Nerden bileyim?
-E sen dedin az önce!
-Ne dedim?
-Ben de gelim mi dedin!
-Nereye gelicem?
-E ben de onu soruyorum işte!
-Neyi?
-Az önce sordun ya!
-Dur şimdi, karar ver. Ben mi soruyorum, sen mi?
-Yahu sen sordun?
-Ne sordum?
-Ben de gelim mi dedin!
-Nereye?
-İşte ben de onu soruyorum sana!
-Yahu hem diyorsun sen sordun, sonra ben sordum diyorsun!
-Abi önce sen sordun!
-Ne sordum?
-Ben de gelim mi diye sordun!
-Yahu tamam da nereye geleceğimi söylemedin ki!
-E işte ben de sana onu soruyorum nereye geleceksin?
-E ben de sana soruyorum nereye gelicem diye?
-Yahu git Allah aşkına işine abi ya... Sabah sabah süpriz misin nesin ya?
3/21/2006 80'li Yıllarda Çocuk Olmak (Alıntı)1980li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini yaşamış, ilkokula gitmiş, Kenan Evren´i, Erdal İnönü´yü, Özal'ı tanımış olmak, Ajda Pekkan´ın Alo, Michael Jackson´ın Pepsi reklamlarını hatırlayacak kadar şanslı olmak demek. Big in Japan, The Final Countdown, Eye of The Tiger demek. İcraatın içinden demek, "Semra koy bir kaset de neşemizi bulalım" demek. Köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su, elektrik olarak size geri dönmesi demek Voltran Voltran Voltran demek , depozito toplamak adına kola şişesi biriktirmek demek , Adile Naşit`ten masal dinlemek demek. Debbie Gibson, tiffany, Jason Danovan, Sandra, Modern Talking. vb. dinliyor olmak... Comanchero´nun ve life is life'ın sözlerini ezberlemeye çalışmak demek... Michael Jackson, Madonna, Samantha Fox demek Korhan Abay, Cenk Koray, Metin Milli, Ersen ve Dadaşlar demek. Clementine, He-man, She ra, Transformers demek. Okula siyah önlükle gitmek demek. Kayahan, Nilüfer, Sezen Aksu, Barış Manço ile büyümek demek. İhtilal çocuğu demek, Köle İzaura demek, Ziyaretçiler demek!!!! Acidçi misin metalci mi demek... Moruk demek, Herild yani demek, Hey corc versene borc demek, olmaz maykil bende de yok cevabını işitmek demek, geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demek... Yüzyıl içindeki en iyi, en kıyak kuşak. Hem eski hem yeni olmak demek. Biraz gözü açık bir 80'li, yüz yıllık nesil kültürünü bir porsiyonda almış demektir. edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu şörli makleeyynn yeeeeeee diye bağırıp en az bir technotronic kasetine sahip olmak demek. Mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple çekmek, cumhurbaşkanı denince Kenan Evren'i hatırlamak demek Koltuk altında topla okul bahçesine yalnız giderken "nasılsa oynıycak birileri vardır" diyebilmek demek Eti kemik geçiyor demek; Evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocukluğunu yaşayabilmiş,son dönemin bir üyesi olmak, Ne sorusuna zonk cevabı vermekten zevk duymak, büyüteç ile kağıt yakmak ve siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığını keşfetmek, 9 voltluk pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak, Televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak, 23 nisan çocuk şenliğinde gelen yabancı çocuklara 5 dakikada aşık olmak demek Son dersin son 5 dakikasında parkeleri giyip zilin çalmasını beklemek, hurraa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek, sinek ilacı arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi dolaşmak demek. Kutu kolayı açtıktan sonra kapağını çekip çıkarıp atmak demek Tipe bak demek, Fon müziği Laura Brannigan'dan Self Control olan günler. Bakkala gitmenin, sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli sayıldığı, Havuç´un olmadığı yıllar demek... her şeye rağmen temiz ve el değmemiş bir hayat demek... Sonrasında biz büyüdük ve kirlendi dünya demek. Pazar akşamları mecburen yıkanmak ve erken yatmak demek Sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki düğmelere basmak zorunda olmak demek Şehirlerarası yolculuklara çıkarken otobüsün 302s olması için dua etmek. Bilet alırken arka kapının önü ve tekerlek üstü olmasın demek. Resimli futbolcu kartları demek, süper babaanne demek, fantayla kolayı karıştırmak demek, mahalle kavramı demek. Çavuşevsku ve karısının kurşuna dizilişini TV'den seyretmek demek, o görüntülerin yıllar sonra bile kafadan hala çıkmamış olması demek. Anket ve hatıra defterlerinin olması bunlara seviyorum ama kimi diye başlayan maniler yazmak,önünde tek arkasında 2 çizgi olan külotlu çorapların havada sallanarak giydirilmesi, içinde biri sabunlu iki ıslak bez olan mustili beslenme çantası, dantel yaka, yenen kokulu silgi, leblebi tozu çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri, hulohop, ayak bileğine takılarak çevrilen top, sek sek oynamak, bayramda mahalleye dağılıp şeker toplamak, müsaitseniz annemler size gelecek demek. TRT´nin yayın akışının bitmesiyle çalan İstiklal Marşı için ayağa kalkıp, marşı hazır olda bangır bangır söylemek ve marşın bitiminden sonra çıkan tiz "biiiiiiiiiiiiip"sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek. Zerrin Özer demek. Nasıl da geçmişti bütün bir yaz demek. Bu şarkıya kafanda klip çekmek demek. Annelerin Çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek.. Challenger'ın olduğu günkü haberleri hatırlamak demek.. PKK saldırılarında her gün mutlaka birilerinin öldüğünü duymak ama anlamamak demek. Veronica Castro'yu güzel zannetmek demek. Kenan Evreni Atatürk zannetmek demek. Yazlık diskolarda içeri alınmamak demek, bunun için ağlamak ve içeride - her nedense- You are in the army now- şarkısında sarmaş dolaş dans eden abi ve ablalara bakıp özenmek demek Gorbaçov´un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek, anneye "Zeki Müren´e teyze mi diyim amca mı diyim" diye sormak, Kenan evren´in cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılırken Çankaya köşkü basamaklarından yavaş yavaş inip sekreteriyle vedalaşmasını hatırlamak. "Hayat Bilgisi" kitabında Kenan Evren´in resmi olması, her yere modern cami inşa etme furyasına anlam verememek, batman ve Şirnak´ın henüz il olmadığı günleri hatırlamak, Özal'ın çenesinin enteresan yapısına anlam veremeyip, "acaba benim çenem de ilerde böyle olur mu" kaygısıyla aynaya bakmak demek... breyk breyk arkadaş arıyorum demek Eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek ho ho ho hoover demek Zeki Müren'in size alo diyoruuuum demesi demek İlkokulda Halley, Petrol ve Komancero şarkılarını uydurma sözlerle söyleyerek dans eden Tolga Han özentisi sefil dans grupları kurmak okul sonrasında ise her gün koşturarak eve gidip; bu toprağın sesi programında kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman köylüsünün sorunları ve yüksek randımanlı durum bugdayı türleri ile ilgili verilen faydalı bilgilerin ardından Kamber ağa ile uyanık skeçlerini büyük bir ilgi ile izlemek demek küçük yaşta bilinçli bir çiftçi kadar ziraat bilgisine sahip olmak demek sinemalarda the Lord of the rings, Harry Potter vs. izlemek yerine Jules Verne romanları okumakla geçirilen bir çocukluk demek Aldım çantamı kolumaaa, çıktım Dallas yoluna, ben Babi´yi beklerken Ceyar girdi koluma şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek. Kimler geliyo kimler? sana ne, sana ne? Ama bunu söylemenize gerek yok ki, ben yapınca alışverişi, zaten alıyorum satış fişi replikleri barındıran Ali-Ayşegül Atik reklamı ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir de çikolata alacağım. Erooooolll, Eroooolll (mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim size buraya ! fişini de al oğlum´daki Meşhur Erol, hadi hep birlikte, hep birlikte, biz biz olalım yemeklerden önceeee, lavaboya koşalım, hafta da bir kere tırnakları keselim, fırçalayıp onları tertemiz olalım diye şarkılar ezberleyen bir nesil olmak İcraatın içinden izleyip Özal´ın kalemine bakıp hipnotize olmaya çalışmak Videocudan American Ninja, Kartal, Kan Sporu ve Evil Dead gibi filmleri kiralamak demek Analogtan dijitale geçiş devrini yaşamış birey olduğunu anlamak ve ikisinden de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek Çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da çivisinin çıkışını görerek büyümek demek Hava durumlarının eksi değil de "sıfırın altında bilmem kaç" denildiğini bilmek demek Apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de tencere kapağı bağlayan bir abinin sizi TV önüne oturtması ve çatıdan oldu mu diye bağırıp anteni ayarlamaya çalışması . Yunanistan kanallarını görüntülemek adına .. oldu oldu diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması demek. Siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa .. Üstelik Yunanca tek kelime anlamasanız da gündüz vakti çizgi film izlemek için az debelenmemiş olmak demek... Muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel 10 yıl demek... TRT 1´de oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana getirilen donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek demek, Türkiye'de yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle hissetmek demek....... 2/3/2006 Yüzük! (Alıntıdır)İki sevgili varmış. Hani insanın içini kıpır kıpır ettiren umut dolu bir sevgiymiş onlarınki. Evlenmeyi düşünüyorlarmış.
Derken bir gün delikanlının yurt dışına gitme mecburiyeti doğmuş.
Kız gözyaşları içinde kalmış. Onsuz nasıl yaşayacağını bilemiyormuş.
O zaman delikanlı cebinden bir yüzük çıkartmış ve demiş ki 'Ben iki yıl sonra döneceğim. Eger döndüğüm güne kadar parmağından bu yüzügü hiç çıkartmazsan beni gerçekten sevdiğini anlayacağım ve hemen evleneceğiz.' Genç kız çaresiz kabul etmis. Çocuk gitmis... Kız yüzüğü hiç ama hiç çıkartmamış. Taa ki... Taa ki sevgilisini karşılamaya gittiği güne kadar.
O gün rıhtımda durmuş kendisine nişanlışını getiren geminin kıyıya
yanaşmasını izliyormuş heyecanla. Birden güvertede delıkanlıyı görmüş.
Yüregi ağzına gelmiş.
Sevinç içinde kendisini göstermeye çalışmış.
Elini cebinden çıkartıp sallayayım derken "şıp" diye bir sesle irkilmiş. Yüzük parmagindan düsmüs, denizin derinliklerinde bi balığın midesine oturmuş Ne yaptıysa, ne söylediyse delikanlıyı ikna edememiş.
Çocuk kızı terk etmiş. Zaman geçmiş.
Kız bir gün hep nişanlısıyla birlikte gittikleri balıkçıya uğramış.
Birde bakmış ki delikanlı orada! Hemen yanına yaklaşıp olanları anlatmaya çalışmış.
Delikanlı ilk başlarda biraz soğuk davrandıysa da sonunda yelkenleri suya indirmiş. Uzun ayrılığın getirdiği özlemle birbirlerine sarılmışlar.
Mutluluk yüzlerinde okunuyormuş adeta.
Bu olayın şerefine hemen yemek sipariş etmişler. Bir kaç dakika sonra bir tabakta balıkları gelmiş. İstahla çatal bıçağa davranmışlar.
Balığı kestiklerinde içinden ne çıkmış dersiniz? Yüzük dediniz değil mi?
Bilemediniz. KILÇIK!
Siz çok fazla Türk filmi seyretmissiniz... |
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler! Aramasın gözlerin; görüyorsa gözlerin... bu bir mutluluk değil mi? Rıza tohumunu kalbe ekip, şükür suyu ile sularsan! Tattığın çoğu şeyin adı mutluluk olur. MUTLULUK, Olsa olsa kanadı kırık bir kuşun özgürlüğe uçuşu gibi mutluluğu yakalayışımız... Kadife ıslıklı bir selam uzatmak gökyüzünde uçan kuşlara...
Aug. 4
Edebiyatwrote:
Belki buna kelimeler yetmeyecek… Üşenecek… Kırılacak… Sırf senin beni unuttuğunu düşünecek… Beni unuttun… Unutulmuş oldum senin için… Ama ben seni unutmadım… Susmadım da… Susarsam eğer bir gün… Bilesin ki seni artık kalbimden çıkarmış olacağım… Deryalar mürekkep olsa yazmaz olacak kalemim… Anmayacağım adını… Kimliğini,eşgalini sormayacağım… Anlatmayacağım,anlatılacak olanları… Bir sır gibi saklı kalacaksın içimde… Ve kimseye dökmeyeceğim içimi… Öyle olacak işte… Öyle olmalı da… Bu benim en öfkeli,en matem,en sırlı halim olacak… En kötümser,en asi duruşum olacak… Papatya gibi kopacaksın ellerimde… Hiddetli bir rüzgara karşı savrulup gidecek yaprakların… Bir yağmur damlasına dahi hasret kalacak bedenin… Bu kent bana küstü,tıpkı senin küstüğün gibi ama ben ona küsmeyeceğim yenilmeyeceğim… Dimdik duracağım karşısında…. Hayellerim … Ümitlerim… Kelimelerim… gibi Kaçamak saatlerim gibi… Bu şehrin kalabalığında seni arayacağımı sanma sakın… Sesimi…duruşumu…nefesiimi arayacak sonunda deme… Peşimde koşacak,yalvaracak gibi cümlelerde sarfetme… Benim için o zaman yoksun,ya da olmalısın… Her zaman… Her gün… Her hafta… Her saat... Belki sensiz geçecek kutlamalarım,bayram ziyaretlerim.. Çünkü bu benim.. Bu benim en öfkeli,en matem,en sırlı halim olacak… En kötümser,en asi duruşum olacak… Eyüp ÇİKOLAR
Atıf abiye selamlar,yanına uğrayamazsak da gidemezsekte bile..
Apr. 30
talha görwrote:
çok hoş olmuş atıf abi tbrik ederim ;) şu film arşivini bende eklemek isterim spaceme. Bi çalmayı deneyim :)
Aug. 26
metn çarşıwrote:
tüm güzellikler senin...
Aug. 11
banu bolamanwrote:
sen neler yapmışsın böyle üstat.yaa kıskanıyom bak.uğraşıyom uğraşıyom müzik falan beceremiyom.nedir bunun püf noktası?
July 22
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|